Skip to content

Posts from the ‘Talin Büyükkürkciyan’ Category

Seyirciyi yerinden Çok eden gösteri

Talin Büyükkürkciyan

Çokluğun tanımını farklı bir ele alışla inceleyen ve sunan Ayşe Orhon’un gösterisi beklentileri kırmak üzerine kurulu bir gösteri olma özelliğini taşıyor. Gösterinin başında seyirciyle kurduğu samimi ve açıklayıcı iletişim ve yedi sanatçıyı anlatacak olmasının verdiği bagajla sahnede tekil beden içinde çokluk temsiliyeti sunan Orhon, bir süre sonra anlatının, çizimlerin ve hareketlerin yanına sahnede farklı varoluş biçimleri, normalin yanı sıra olağanın dışına çıkan garip tekinsiz bir beden de ekleyerek kişilerin çokluğunu ve anlatının çeşitliliğini gözler önüne sermekte. İlk andan itibaren seyirciyi teşhir etmesinin verdiği ipucuyla gösterinin ilerleyen zamanlarında bizleri bir sürprizin beklediği hissine kapılıyoruz. Read more

Advertisements

Ben boş değilim boş da kimsenin değil!

Talin Büyükkürkciyan

William Kentridge’in  “Ben ben değilim, at benim değil” gösterisi 6 Ekim tarihinde iDANS Festivali’nde garajistanbul’da sergilendi. Gogol’ün burun örneğinden yola çıkarak gösteri ortaya çıkarma çabasının anlatıldığı temsilde kullanılan dualite hayranlık uyandırıcıydı. Kentridge gösterisine Rus yazar Nikolai Gogol’un 1837’de yazdığı Burun hikayesini Dimitri Shostakovich’in 1928’de bir operaya çevirdiği bilgisini vererek başlar. Hikayenin de operanın da yüksek okulların defterlerine bakan bir muhasebeci olan Kovalyov’un bir sabah uyanıp burnunun olmadığını farketmesiyle başladığını söyler. Bu hikayeyi çeşitlendirerek, daldan dala atlayarak fakat konu bütünlüğünü koruyarak anlatmaya devam ederken arka fonda kendisinin videodaki görüntüsü bir duvarın önünde durmuş bize bakmaktadır. Duvardaki imge ve sahnedeki kendisi arasında görsel ve sözsel bir iletişim kuran Kentridge bir saat boyunca sadece konuşarak ve merdivenleri inip çıkarak başarılı bir gösteri ortaya koyar. Hikayenin ve sunuşun içeriğiyle oynar. Ona göre önce bu hikayeyi Gogol yazmıştır sonra benzer bir hikayeyi Cervantesin yazdığını söyler. Bir süre sonra burun hikayesini ilk defa Cervantes’in yazdığını iddia edecektir.

Gogol’ün “mirabile dictu” burun örneğini vererek bölünmüş bir kişiliği anlatırken, aynı zamanda kendi gösterisini hazırlarken yaşadığı bölünmüşlüğü de anlatan Kentridge çok yönlü bir sanatçı olduğunu gösteride animasyon sineması örneği kullanarak da gözler önüne seriyor. Feslsefi bir sunuş metni hazırlayan Kentrige kendi yapımı olan fotoğraf, video ve animasyon sinemasını kendi kendisini yönettiği gösterisiyle harmanlıyor. İlüstrasyonları ve videoda gördüğümüz kendisi bazen konuşmasına eleştiri oluştururken bazen de metni destekliyor. Videodaki ikinci ve üçüncü görüntüsü sahnede yaptığı hareketleri benzer şekillerde yaparlarken bazen bir hareket veya bir oyun videodaki ikinci kendisinden üçüncü kendisine geçiyor. Sözlerinde bölünmüş iki ruh tanımlamasını yapıp örneğini verirken, sözlerle söylemediğini videoda bir üçüncü hatta dördüncü kişi oluşturarak gösteriyor.

Gogol’den Cervantes’e oradan Hawken Slawkenbergius ve 1787 Trishdam Shandy’nin burnunu kaybeden adam hikayesine geçerken bir yandan hikayeyi anlatıp bir süre sonra da “Ben sanatçıyım. İşim anlam yaratmak değil sanat yapmak” diyerek gösteriyi kendi içinde de açıkça tanımlıyor. Bedenin farklı temsiliyet biçimlerine varoluşçu fakat aynı zamanda sorgulayıcı bir bakışla yaklaşırken, gösterinin ikinci yarısındaki Rus komünistlerin birbirlerini kabul etmeyen saçma konuşmalarını birebir aktararak dünyanın trajikomik halini ortaya koyan Kentridge, deyim yerindeyse sözü ezip, suyunu çıkarıp bırakarak bir saat içinde neredeyse söylenmedik söz bırakmamaktadır.