Skip to content

Ibrahim Quraishi: “Güney Asya’nın En Avangard Yönetmeni?”

Bu söyleşi, İstanbul’da Afraid of I adlı eseri ile dünya prömiyerini gerçekleştirecek olan Ibrahim Quraishi ile, bundan bir önceki 5 Streams adlı eserinin 18-22 Ocak 2006’da New York’taki Asia Society ve MASS MoCA Müzesi’nin birlikte gerçekleştirdiği gösteriminden hemen önce, Asia Source’tan Nermeen Shaikh tarafından yürütülmüş bir söyleşiden alıntıdır. İngilizce tam metin için

http://www.asiasource.org/news/special_reports/quraishi.cfm adresine bakılabilir.

Yerleştirme sanatları ve tiyatro performansına olan ilginizi tetikleyen neydi? Kendi eserlerinizi ve sanat yönetmeni olduğunuz Compagnie Faim de Siècle’in işlerini nasıl tanımlarsınız ?


Aslında tiyatro ya da gösteri sanatlarının kendileriyle pek ilgilendiğim söylenemez. Diyerbilirim ki özellikle mekânla ilgileniyorum, mimari alanda mekan, insan teni ve bunun toplumla olan ilişkisi ve bazen de ilişkisizliği… Yani, denebilir ki gösteri sanatlarına olan geçici ilgim, burada gerçekliği askıya alma, yani “inanmamayı askıya alma” durumunun bulunması. Bu “kuşkuyu askıya alma” durumunun mimariyi nasıl etkileyeceği, bununla nasıl oynayacağı beni hep ilgilendirmiştir. […]Aslında gösteri sanatları beni çok sıkar. Özel olarak gösteri sanatlarına bayılmam çünkü çoğunu çok pasif buluyorum. Ve bu performansın iyi ya da kötü olmasıyla da alakalı değil – yani mükemmelikle çok ilgisi olan bir şey değil. Daha çok enerji ve yoğunlukla alakalı birşey; bu benim için her zaman daha ilginç. Enerji ve gerçekliğin askıya alınması. O zaman, aslında, denebilir ki, araştırma ve riskle ilgileniyorum. Gündelik hayatımızda ne kadar ve fantasik hayatımızda ne kadar risk alabiliyoruz? Kendimi ve başkalarını yolculuğa çıkarmayı seviyorum. Pencereden uçup gitmek gibi…

Güney Asya’nın “en avangard yönetmeni” olduğunuz söyleniyor. Bunu nasıl karşılıyorsunuz?

Bunu biraz düşünmem lazım. Bence söyledikleri çok aptalca birşey, değil mi? Avangard? Bence bugün en avangard insanlar Amerikan hükümetinin aradığı kişilerin ta kendileri, başka sebeplerden dolayı.. (hahah hahah ahah)
Yani işlerinizi avangard olarak tanımlamamayı mı tercih ediyorsunuz?

Dürüst olmak gerekirse, kesinlikle! Benim işlerim daha çok yersizleşme, yabancılaşma ile ilgili, bu kitlesel küreselleşmeyle filan. Benim eserlerim aslında bir karışım, ve aslında benim eserim değil, bizim eserimiz – birlikte çalıştığım herkesin kolektif çabasıyla gerçekleşen birşey. Bireysel kimlikler falan beni pek ilgilendirmiyor. Sevmiyorum. …Batı tiyatrosundaki giriş, gelişme ve sonuç gibi bir zamansallık gerçekten benim gerçekliğim değil. Batılı formlar İtalyan commedia dell’arte’den geliyorlar, örneğin. Bu beni pek ilgilendirmiyor. Tabii ki bununla oynuyorum ve biliyorum ki birçokları daha bununla oynuyor. Ama bunu kodlamak istemiyorum. Daha uğraşabileceğim, öğrenebileceğim çok şey var. New York, Karachi, Kahire veya Paris gibi şehirlerdeki yabancılaştırıcı kuvvet, tüm bu şehirler her neyse, bu yabancılaşmış kentsel mekanlar, çok daha fazla tansiyon, zengilik, kutupluluk ve şiddet öneriyor ve bu benim için heyecan verici. Tiyatronun kodlanmış mekanı beni hiç de tahrik etmiyor.
Peki ya güney Asya? Kendinizi burayla özdeşleştiriyor musunuz?

Evet – farklı yönleryle, çünkü Güney Asya çok karmaşık ve çeşitli. Mesela, Yeni Delhi veya Karachi’nin kamaşasıyla özdeşleşebiliyorum. ….. Demeliyim ki batıda, batı yarımküresi dışında kalan heryerin “arazi” olduğuna inanmak gibi bir sorunumuz var. Avro-Amerikan tiyatrosu dışında herhangi bir geçekliğin geri kalmış olduğuna vee bu “egzotik” bölgelerin hiç çağdaş alanları ve karmaşık kentsel yapıları olmadığını sanıyorlar. Ben böyle bir mantığı yinelemek ve desteklemek istemiyorum. Seyircimiz geldiği zaman, “wooow! Güney Asya ne kadar egzotik!” veya “Sufizm inanılmaz derecede etkileyici” filan demelerini istemiyorum. Tamamen klişe, di mi? İstediğimiz gibi olma, kendimizi istediğimiz gibi tanımlama hakkına sahibiz. Kendi hayali cemaatlerimizi kurma ve kendi hikayelerimizi yazabilmeliyiz. Bence hiçbirşey kutsal değildir. Böyle şeylere saygım da var tabi, ama bence herşeyle istediğimiz herşeyi yapabiliriz.
Başka bir yerde diyorsunuz ki “ne zaman bir yazarla birlikte çalışsam, ilişkimiz sonsuza kadar kopuyor, dolayısıyla ölü yazarlarla işbirliği yapmayı tercih ediyorum. […] Metne bağlı kalma fikrinden kurtulmalıyız.” Bu bakış açısı sizin için ne gibi yorum olanakları doğurdu?

Bu tür bir metne bağlılık çok rahatsız edici… Asya veya Afrika çıkışlı geleneklerin metinlerinde yazıdan öte birçok şey daha var. Vuku bulan bir örgü var; hareket, mekan, ses örüntüleri, toplulukların oluşturduğu örüntüler. Daha sonra, Yunanlılar ve Romalıların metni empoze etmesiyle karşılaşıyoruz, ama özellikle de, son beşyüz yıllık sömürgeleşmeden dolayı yazılı metin empoze ediliyor. Metni bu şekilde dayatmak, İncil’de, Tevrat’ta ve Kuran’da da, ama şükür ki Kuran’da soyutlama var, metinle çok fazla oynayamıyorsun. Soyut imgelerle seslerle oynayabiliyorsun. Analiz etmek istersen, İslam dünyasında soyulamanın çoktan varolduğunu görürsün, bugünlerde bu pek iyi şekilde kullanılıyor olmasa da. Ama metnin içinde soyut forma yönlendiren bir sürü olanak var…Mekanla, efsanelerle veya mitlerle oynamak isteyen benim gibi biri için mesela, yazılı olandan sözlü veya görsel olana ya da soyut dizelere gitme olanağı olmalı… Eğer metne saplanıp kalırsak, sonunda kendimizi öldürürüz çünkü menin ağırlığı yıkıcıdır. Vardığı noktada ölüdür zaten. Metinle yalnızca kelimesi kelimesine oynarsan, ölümle oynuyorsun demektir. O zaman, neden ölümle oynayalım ki?
Eserleriniz politiktir diyebilir miyiz o zaman?

Herşey politik. Bir bedeni biryere koyduğun andan itibaren politiksin zaten. Biriyle konuşmaya başladığın anda politiksin. “Öteki” ile iletişime geçtiğin anda politiksin…
Peki hangi özel anlamda politik diyelim o zaman?
Hiçbir fikrim yok!
[hahahahaha]
No comments yet

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: