Skip to content

Gustavia

Gurur Ertem & Noémie Solomon

İki ses ve iki beden aracılığıyla anlatılan Gustavia adındaki bu gizemli kadın kim? Gülüyor mu ağlıyor mu? Yoksa kadınlık, ölüm, tiyatro, sanat ve sanatçının toplumdaki konumu gibi çok ciddi konuları alaya mı alıyor? Gustavia farklı sanatsal mecralardan gelen fakat performans sanatının geleceğine dair ortak kaygılar güden iki olağanüstü sanatçıyı biraraya getiriyor.

Mathilde Monnier ve La Ribot’un ortak yapıtı olan bu performans, klasik burleskin birtakım kod ve tekniklerinden faydalanıyor: Burleskin sinemada (Peter Sellers, Tati, Marx Kardeşler, Buster Keaton, Charlie Chaplin, Nanni Moretti), tiyatro, performans sanatı (Leo Bassi, Anna ve Bernard Blume) ve plastik sanatlardaki (Bruce Nauman…) birtakım unsurlarını bir çeşit “beden burleskine” dönüştürerek dansta gizli olan komik unsuru ortaya çıkarmayı hedefliyorlar.

Noémie Solomon Mathilde Monnier ile Bimeras Kültür Vakfı’nın düzenlediği iDANS kapsamında 27/28 Ekim 2009 tarihinde sahnelenecek Gustavia adlı performans üzerine söyleşti.

N.S: Daha önce Christine Angot, Katerine ve Jean-Luc-Nancy gibi birçok sanatçı ve filozofla çalıştınız ve çığır açıcı düetler yarattınız. Gustavia’da Maria Ribot ile birlikte çalışmak bunlardan nasıl farklıydı?

M.M: Daha önce çeşitli yazar ve müzisyenlerle çalıştım fakat Maria’yla ortak bir iş çıkarmak çok farklıydı çünkü ikimiz de koreografız ve Gustavia’nın tasarımında, yönetiminde ve koreografisinde beraber çalıştık ve parçayı yine ikimiz icra ediyoruz. Yani herşeyi paylaştık. İşbirliği yapmak iki farklı evreni birleştirmek anlamına gelmez. Daha çok bizi alışkanlıklarımızdan, çalışma modlarımızdan uzaklaştıracak, bizi farklı bir yere taşıyacak, ikimize de yabancı olan bir yer bulmak demek. Maria ile ortak çalışmamız sürecinde ikimiz de aynı düzlemdeydik çünkü dışarıdan gözlemleyen herhangi biri yoktu ve ikimiz de aynı zamanda hem koreograf hem de yorumcuyduk. Bu yüzden eseri oluştururken hislerimize güvenmek durumundaydık.

Çok farklı çalışma yöntemlerimiz vardı: Maria daha çok solo ben ise grup çalışmaları yapmıştım. Bu eserde kendimi dansçı ve oyuncu pozisyonlarına konumlandırdım ve aramızda bir kopyalama sistemi geliştirdik: Birimizin önereceğini diğeri taklit edecekti. Bu esere bir yapı kazandırdı ve ortak bir dil yarattı. Tüm bunlar da Gustavia adındaki bizi bir araya getiren bu kadın sanatçı karakterini yarattı.

Eser aynı zamanda komediye, burleske dair bir deney. Dansın bu tür janrlarla olan ilişkisiyle ilgili birşeyler söyleyebilir misiniz? Daha doğrusu, Gustavia’yı yaratırken bu ilişkilerin koreografisini nasıl oluşturdunuz?

Burlesk gerçekten de biçim ve içerik olarak desteğimizdi süreç boyunca. Burlesk kullanımı performansı hem eylem hem de koreogafi olan bir dizi sahne olarak işlememizi sağladı. Burleskten gelen birçok unsur kullandık: tekrarlar, aksaklıklar, yağmur, perde vs şeylerle mücadele ediyor olmak, insanlık, çelişki.

Gustavia iki güçlü ve güzel kadını resmediyor. Bu bakımdan birtakım klişelerle oynuyor fakat dans eden kadın imgesini biratakım abartı, kaza ve komik efektleriyle alt üst ederek yeniden icat ediyor. Bu parçada dişilik sorunsalına nasıl yaklaştınız?

Süreç boyunca, feminizmin içine doğduğumuzu ve bizden öncekilerin, 50lerde ve 60lardaki nesillerin Avrupa’da feminist değerler için çok mücadele ettiği gerçeğini göz önünde bulundurduk. Günümüzdeki perspektif bu tür sorulara daha mesafeli ve espriyle yaklaşmamızı sağlıyor. Aslında bugün liberalizm ve tüketim toplumunun getirdiği bir durum olarak feminist hareketin gerilemesi söz konusu ve bu toplumda kadınlar yine gizli ama çok kuvvetli birtakım güzellik kriterlerine ve normatif bir sisteme tabiler özellikle de genç kalmakla, gençlikle ilgili. Tüm bunlar bize kendi sesimizi ve kadınlığa dair paradoksal bir imge oluşturmak için materyal sağladı. Gustavia çelişkilerle dolu komik bir feminizm öneriyor.
Eserleriniz Avrupa’da ve ötesinde pek çok yerde sergileniyor. Sizin için İstanbul’da sahne almanın anlamı nedir?

Daha önce Lieux de là adlı bir eserimi 1999 yılında İstanbul’da oynamıştık. Benim için birçok sebepten ötürü çok güzel bir hatırası vardır İstanbul’un: izleyicinin sıcak ilgisi ve bu ülkeye, bu kültüre dair ufkumu açan Filiz Sızanlı ve Mustafa Kaplan gibi harika dansçı ve koreograflarla tanışmam. İstanbul’la olan bu ilk karşılaşmadan sonra buradan bazı sanatçı ve öğrencileri Montpellier’e çalışmak üzere davet ettim. Ceylan’ın filmlerini de çok beğeniyorum. Daha sonra bu kenti ziyaret ettim, havasının, insanlarını tadını çıkarmak için. Gustavia’yı iDANS’ta oynayacağımız için çok mutluyum!


Mathilde Monnier & La Ribot / Gustavia
27/28.10
garajistanbul 20:30

No comments yet

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: