Skip to content

Tarek Halaby – Bunu sırf dansçı olduğum için dans yoluyla mı söylemek zorundayım?[*]

Tarek, Yeni Dünyayı Eski Dünyayla’yla takas ettin. Bir dansçı olarak mesela, Amerika Birleşik Devletlerinde yapamaycağın şeyleri burada [Belçika] yapabiliyor musun?

Kesinlikle. Amerika’da olanaklar sınırlı. Tabii ki, P.A.R.T.S gibi koruyucu ve imkanları bol bir ortamda çalışmak gibi bir şansım oldu. Ama burada mentalite de farklı. İnsanların buradaki bakış açıları da farklı, genç sanatçılara daha fazla önem veriyorlar. Özellikle de modern dans alanında seyirci daha katılımcı. Ayrıca, New York’ta hayatta kalmaya çalışmakla meşgul oluyorsun. Suyun yüzeyinde kalmak için – o şehirdeki herkes gibi – o kadar fazla performans yapıyorsun ki… O zamanlar yazları sık sık Brüksel’e geliyordum ve burada daha rahat bir tempoyla çalışabileceğim farklı bir atmosfer hissetmiştim. Burada dansçı olarak yaşayabileceğimi ve üretebileceğimi anlamıştım ki en önemlisi de bu.

P.A.R.T.S hakkında çok özel bir ortammış gibi konuşuyorsun. Orada ne kadar özgürdün? Mesela, kendi eğitmenlerini seçebiliyor muydun?  


Evet, kendi eğitmenlerimi seçebildiyordum. Genellikle bildiğiniz insanların tavsiyelerine ya da işlerini bildiğiniz kişilere güvenerek hareket ediyorsunuz. Jan Ritsema ile çalışmamı önerdiler, açıkçası işin başında ondan korkuyordum. Koridorda yanından geçerken üzerinde çalışmakta olduğum solonun koçu olur mu diye sormaya bile korktum. Bu yüzden de planlarımı anlatan bir e-mail attım kendisine. Ritsema ile çalışmak önemli bir seçimdi. Görüşleri gayet net, saçmalamayan bir insan ve insanı nasıl zorlayacağını bilen biri. İhtiyacım olan tam da buydu: sivri sorular. Bu niye böyle, neden bunu seçtin?…An Attempt…üzerinde çalışmaya başladığımda birilerinin beni doğru biçimde yönlendirmesinin gerektiğini biliyordum. Yalnızca bir eser yaratmak derdinde değildim, bu benim için aynı zamanda Filistin meselesi üzerine bir öğrenme süreciydi.
….
An Attempt… daha çok kişisel bir ifade mi yoksa politik bir bildiri mi?


Dediğim gibi, bu benim için Filistin meselesine dair “benim bu konudak düşüncelerim nedir? Bu problemin neresinde duruyorum acaba?” diye soran kişisel bir öğrenme süreciydi. Hala kesin bir cevabım yok, ama bu süreç bana yavaş yavaş daha fazla içgörü sağladı. Eser otomatik olarak politikleşiyor çünkü ele alınan konu siyasi anlamda yüklü bir konu. Bu tür bir eseri de ancak burada yapabilirdim. Asla New York’ta olmazdı mesela. Burdakinden çok daha farklı tepki alırdı. Orada böyle bir şey yapmaya korkardım.

Nasıl yani?


Avrupa bu konuda daha nötr, hatta sanki daha Filistin yanlısı gibi.

Ve bu daha farklı tartışmalara mı yol açıyor?


Evet, hatta öyle ki, bu eseri Brüksel’de oynamak Yahudi popülasyonunun yüksekliğinden dolayı Antwerp’te oynamaktan daha farklı. Mesela, Monty’de oynadığımda farklı tepkiler algıladım. Belki bunu ben böyle hayal ettim, belki de İngilizce olduğu içindi, ama bana sanki insanlar onlara direk olarak seslenmeme rağmen bütün gösterim boyunca kendi aralarında konuştular gibi geldi…Hem burada hem başka yerlerde sık sık sahnelediğim için Filistin bölegelerinde yaşamış veya çalışmış pek çok insanla tanıştım. …Her ne kadar bu durumun direk bir parçası olmasam da, sesleri çok az duyulan ya da hiç duyulmayan o kadar çok sanatçı var ki…İşgal altındaki bölgelerde yaşayanların isyanını hissediyorsunuz. Orada ne olup bittiğini biliyorlar ama aynı zamanda da dünyanın geri kalan tarafında bunun nasıl örtbas edildiğini de biliyorlar. Bazen niye hala bu oyunu oynuyorum diye soruyorum kendi kendime. O zaman bana “devam et, sesini duyur” diyen insanları hatırlıyorum. Bunun tersi de mümkün tabii. Berlin’de New Yorklu bir Yahudi genç ile tanıştım. Şoktaydı, ama bu eserden dolayı değil, bu durumla ilgili herhangi bir şey yapıyor olmadığı ve ailesinin beslemekte olduğu düşmanca duygulara karşı bir denge oluşturamadığı için…

Bu konu aileniz veya tanıdıklarınız arasında sık sık konuşulur muydu?


Yo, hiçbir zaman. Babam Filistinli, annem Amerikalı. Babam bu konularda duygusal anlamda çok ağır geldiği için konuşmaz. Babam mesafeli biridir, çocukları önünde duygularını pek elevermez. Bir anlamda kendini koruma yöntemi bu, olup bitten herşeyi unutmak istediği için….

Çözülmemiş sorunlar: eserinizin çıkış noktası neydi?


Bu projeye başlamadan önce Ürdünde yaşayan birçok Filistinliyle konuştum. Bilgi aramaya koyuldum. Çok sinir bozucuydu. Kendi ülkelerinde imkansız olduğu için Ürdün’de okuyanlardı bunlar. Özellikle Amerika’da yaşıyorsanız hiç duyamayacağınız şeyler anlattılar. Amerika’da bu tip bilgiye ulaşmanız mümkün değil. Çoğunlukla medya propagandası dışında birşey duymazsınız. Lübnan’a saldırdıklarında New York’taydım. Konu hakkında bilgi tamamen tek yanlıydı.

Sizi en çok korkutan ne? Filistin’deki durum mu? Yoksa medyanın bu durumu yansıtışı mı?


İkisinin karışımı, insanların bunun hakkında nasıl konuştukları ve nasıl bazı şeyleri iki kere düşünmeye tenezzül etmedikleri, hiçbirşeyi sorgulamamaları, özellikle de Amerika’da. Bir kulaklarından giren diğerinden çıkıyor. Ama tabii ki genelleme yapıyorum, orada da fikirler farklı, eyaletten eyalete hatta şehirden şehre değişiyor.

Çok farklı ülkelerde yaşadınız. En önemli anılarınız nereden? Ya da, kısaca, sonunda hangi “kimliği” benimsiyorsunuz?


En önemli çocukluk anılarım Suudi Arabistan’dan. Orta Doğu’da çok Amerikan bir şekilde yetiştirilmişsem de belki de tam anlamıyla bir karışımım ben. Kimlik komik birşey, ama çok da önemli bir rol oynuyor. Bazen insanlar nereli olduğumu soruyor ben de hep “bilmem ki” diyorum. Filistinli ve Amerikalıyım, Suudi Arabistan’da doğdum ve büyüdüm, Amerika’ya taşındım ve şu anda Avrupa’dayım. Ayrıca dinsel anlamda da bölünmüş durumdayım. Ailem Katolik, ama Filistinli tarafımın da bir payı var. Karışık bir durum. Bazen basit tutmak için Amerikalıyım diyorum, bazen de farklı bir cevap veriyorum. Duruma bağlı…

Gelecekte sizi neler bekliyor? Seyirciye başka nasıl bir mesaj vermek istiyorsunuz?


Dünyayı sahne üzerinde değiştiremem, ama belki birilerinin düşüncelerini etkilerim, veya biryerlerine dokunurum, bu konular üzerinde biraz düşünmesini sağlarım ve belki bunun sonucunda kendi görüşlerini ve ifadelerini geliştirir….Kaldı ki, seyirciyi eğitmek gibi bir durumda olmamalıyım.

[*] Don Verboven’ın Filistinli-Amerikalı dansçı Tarek Halaby ile kariyeri ve hayatı üzerine yaptığı söyleşiden alıntıdır. İngilizce tam metin için bkz. www.daprice.be

No comments yet

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: