Skip to content

Posts from the ‘Yazarlar / Authors’ Category

“Bir pencere açılsaydı” sessizliğe

Ayşe Draz

“Dünyamın sınırları kelimelerim kadardır.” Ludwig Wittgenstein

Dilin sınırlarının felsefe gibi belli alanlarda çoktan sorgulanmaya başladığı günümüzde, yaşanmakta olan sözel/dilsel kriz eğer çok daha geniş bir kitleye hitap eden akşam haberlerine konu olsaydı bu neye benzerdi? Elbette ne sadece “kelimeler” yeterdi durumu anlatmaya ne de akşam haberlerinin yer aldığı televizyon gibi bir medya gereci kendi aracı olan görsellikten vazgeçebilirdi… Read more

Sessizliğin tadı…

Ekin Tokel

Portekizli tiyatro topluluğu Mundo Perfeito’nun If a window would open oyunu hayali olduğu kadar hayret uyandıracak derecede de tanıdık haber bülteni görüntüleriyle açılıyor. Oyun, bu geniş ekranın önündeki sandalyelere oturmuş dört oyuncunun seslendirmeleriyle, bu vakayı beklenmedik bir deneyime çeviriyor.

Sıradan haber görüntülerinin, uyumsuz seslendirmelerle şekillendirilmesi anlam üretimini sese yüklerken, oyunun dağarcığında ses ve dilin koşut kullanımı belirginleşiyor. 2039 tarihli haber bülteni felaketlerle ve kaotik gelişmelerle dolu distopik bir panoromayı, gelişmelerin dilde yarattığı etkiye sarmalayarak sunuyor.  Bir yandan seller, kasırgalar, geri geri giden arabalar, havaalanlarını basan hedefsiz yolcularla sistem kaosa sürüklenirken, dil de bazı sözcüklerin anlamının değişmesi, aforoz edilmesi süreçlerinde çözülmeye başlıyor. Bireylerin ses senkronunu yitirmesiyle ilerleyen salgın, dilin bireylerin öz ifadelerini kurmadaki yetersizliğine işaret ediyor. Politikacıların “Bilmiyorum” beyanatlarıyla yükselen kriz, yeni bir dil üretme atılımlarıyla bastırılmaya çalışılsa da, giderek yayılan sessizlik salgının önüne geçilemiyor. Oyuncuların çocukluk ve gençlik dönemlerinden aktardıkları seslerine dair hikayelerle, sesin bireyin toplumsallaşma sürecindeki etkin konumunun altı çizilirken, sessizlik de toplumsal ve dilsel düzene karşı bir direniş olarak belirlenmiş oluyor. Read more

YA BİR PENCERE AÇILSAYDI, HABER STÜDYOSUNDAN DÜNYAYA?!

Ceren Can Aydın

Bir Pencere Açılsaydı  (if a Window would open) isimli üç perdelik oyun, iDANS Festivali kapsamında 2 ve 3 Ekim 2011 tarihlerinde Garaj İstanbul’da sergilendi. Portekizli yönetmen Tiago Rodrigues’in, bir televizyon kanalının haber stüdyosunu  merkeze alarak kurguladığı oyunu, Neil Postman’ın bir dönem çok tartışılan ‘Televizyon, Öldüren Eğlence’ [1] kitabında yaptığı toplumsal tahlillere bir nazire gibi. Postman bu kitabında, hayatımızda gittikçe daha çok yer işgal eden televizyonun insan ilişkilerinde yarattığı tahribatın, daha da önemlisi Thomas Hobbes’un meşhur ‘insan insanın kurdudur’ diye özetliği türümüz doğasına dair siyasi tahlilinin bir laboratuarı olma halini inceler. Read more

Geçmişten Bugüne ya da Bugünden Geçmişe: Eskiyeni

Hande Topaloglu

Geçmişe dair sorularla başlayan Eskiyeni’de, “nasıl olurdu?”nun çeşitlemeleri tekrar tekrar soruldukça Mustafa Kaplan ve Filiz Sızanlı’nın bu oto-retrospektif niteliğindeki işlerinde bir  geçmişle hesaplaşma kararında olduklarını düşünüyorum. İkilinin birlikte çalışmaya başladıkları 1997 ve 2000 yılları arasındaki üç işi (İçbükey, Transform a(c)tion ve Uyumlama)  merceğe alan Eskiyeni’de sanatçıların kendi koreografi tarihlerine ve geçirdikleri dönüşümlere bugünden bir bakışın izleri görülüyor. Read more

Kendinin Pastişi – Eskiyeni

Ceren Can Aydın

Yaklaşık onbeş yıldır, Türkiye’nin bağımız sanat üretme alanlarının olanaksızlığına direnen iki ismin, Filiz Sızanlı ve Mustafa Kaplan’ın, 1 Ekim 2011’de MSGSÜ Bomonti Kampüsü’nde sahneledikleri ‘Eskiyeni’ projesi, birlikte oluşturdukları bir dans repertuarının retrospektifini oluşturma çabası olması açısından ilginç bir çalışma. Üstelik bu çalışma, ikilinin eserlerini takip eden seyircilerin, kendi ‘izleme-deneyimleme’ süreçlerini de bir gözden geçirmeye, söz konusu deneyimlerini tekrar yorumlamaya sevk etmesi açısından da dikkate değer.  Bununla beraber, bir kısmını video kayıtlarından izlediğim ‘Solum’, ‘Transform’, ‘Graf’,  ‘Dolap’ isimli, yine ikiliye ait performasların izlerini göremedim; o yüzden de ‘kendi işlerinin tarihi olma iddiasının’ altınının ne kadar doldurulduğu ile ilgili kafamda ciddi soru işaretleri var. İhtimal, tüm bu dans eserlerinin ayrıntısına hakim olmadğım için böyle bir sonuca varıyorumdur; ancak TALDANS’ın web sayfasında[1] da ‘İçbükey’, ‘Transform-Action’, ‘Uyumlama’ gibi koreografiler bu esere refersans olarak  gösteriliyor. Read more

Eskiyeni’nin Eski ve Yeni İzleyicisi

Bilge Serdar

Taldans’ın  iDANS kapsamında 1 Ekim’de ilk kez sahnelediği Eskiyeni adlı gösteri grubun geçmiş yıllardaki İçbükey, Transform Action ve Uyumlama adlı üç performansından yola çıkarak hazırlanmış aslında eski bir yeni. Performans Mustafa Kaplan ve Filiz Sızanlı’nın  kendi geçmişlerini   – kendi deyimleriyle-  yeniden ziyaret etme, yeniden canlandırma ve yeniden yorumlama çabasının bir sonucu olarak ortaya çıkmış.  Aslında bir topluluğun kendi tarihine  değişen bedenlerin eskiyi yeniden deneyimlemesi yoluyla bakışı sadece dansçılar açısından değil aynı zamanda izleyiciler açısından da keyifli bir yolculuğun kapısını açabilecek, heyecan verici bir fikir. Çünkü böylesi bir fikirle yola çıkarak  yaratılmış bir performans  hem eski‘nin değişimine tanıklık etme hem de  yeni’nin üreteceği yeni anlamları yakamalama fırsatı verebilir izleyiciye.  Ancak Taldans Eskiyeni’de bu fırsatların bir kısmını ıskalamış görünüyor. En azından bir kısım seyirci için. Read more

An Intellectual Vaudeville With Its Eccentricities: Cheap Lecture and The Cow Piece by Jonathan Burrows and Matteo Fargion

Funda Özokçu

This is a performance about composition in general and where it goes, and perhaps more importantly how it comes about and why, although it doesn’t pretend to answer all or any of these questions.1

It may, however, help to explain why Jonathan Burrows found himself experimenting with words and music after 13 years dancing with the British Royal Ballet, and to know that Matteo Fargion is an Italian composer from London with quite a broad perspective on ways of making music with just about anything you can think of, including 12 model cows. Because this is also a performance about choreography, although probably not in the athletic, tumbling, sprint-around-the-stage-and-nose-dive-for-the-floor sense. Unless the cows get totally beyond the performers’ control of course. And they just might.

Primarily, though, it is a performance about grasping things in a lecture. Here it comes now. Watch closely, the special effects are quite expensive. Read more