Skip to content

Posts from the ‘Yazarlar / Authors’ Category

Martine Pisani’s Choreographic Universe

Gurur Ertem

Martine Pisani, who had participated in the IstanbulREconnects Program which was conceived as the launching of iDANS in 2006, returns to the festival with sans – a subtly humorous male trio created in 2000 with the participation of Théo Kooijman, Laurent Pichaud and Olivier Schram. With this work, Pisani once again delves into a playful and unpretentious encounter. On a still and empty stage, the three men appear at the mercy of constant rebounds. Their story is quite droll: amidst withdrawals, hesitations and faux pas, they seem to be facing up to a chain of ruptures.

I had seen Martine Pisani’s work sans in New York for the first time as part of the 2006/2007 program called “Fused” (French U.S Exchange in Dance). I remember that the whole audience, including the legendary ballet dancer Mikhail Baryshnikov, laughed into tears. It is difficult if not impossible to translate verbal jokes, jokes based on language. In a way, they set one group apart from another. A joke tried to be told in a different language is no longer funny. However, bodily humor can travel more easily and is more accessible.sans is one of the best examples to the connectivity of bodily humor.

Martine Pisani, answered my questions concerning sans and her general approach to choreography.

Read more

Aydın Teker ile aKabı sürecine ilişkin…

Aylin Kalem

(Bu röportaj Aydın Teker ile aKabı’nın dünya prömiyerinden önce Ekim 2005’te gerçekleştirildi.)A.K: aKabı’nın Berlin’e varan süreci nasıl başladı?aKabı iki buçuk yıldır süren bir proje. Yoğunluk’u Zürih’te Theater Spektakel’de dansettik ve Özel Ödül’e layık görüldü. Orada benden kısa başka bir iş sunmamı istediler. Ben de onlara hala üzerinde çalıştığım bir iş olduğunu, henüz bitmediğini ve ancak yarım saatini sunabileceğimi söyledim. Bu çalışma aşamasının bir video kaydını gönderdim. Hemen arkasından bir telefon geldi, biz kesinlikle bu işe yer vermek istiyoruz diye. Türkiye’ye kendi ışıkçılarını gönderdiler. Birlikte çalıştık. Sonra biz oraya gittik. Böylece Bern kentinde gerçekleştirilen bir manifesto dahilinde aKabı bitmemiş bir iş olarak oynandı. O sırada Berlin Festspiele’yi düzenleyen kişi de bu gösteriyi izleyenler arasındaymış. Gösteriden hemen sonra Berlin’e davet aldık. Ayrıca bize destek de verdiler. Read more

Speaking of Time

Noémie Solomon

Speaking Dance
Jonathan Burrows & Matteo Fargion

Do these two dancers share the same time, or do they hold to their own time? What are the benefits of sharing time, and what are the benefits of ignoring each other’s time?
-Jonathan Burrows

Sitting next to each other, the two dancers begin as suddenly as deliberately. “Right. Left. Right. Left. Right.Left.RightLeftRightLeft…” The spoken words alternate, overlap, brush against each other; they create subtle and complex tempos, speeds and rhythms. “Right Left Right Left Right Left Right Stop.” In a constant play with each other’s time, and with that of the audience, the synchronized utterances arise in distinct yet ever shifting patterns, creating instances of singular melodies, of joyous dissonance, of cadenced silences.

Speaking Dance (2006) is the third opus marking a fruitful collaboration in which Jonathan Burrows and Matteo Fargion astutely explore through a series of intimate duets the intersections between dance and music, composition and temporality. Their thoughtful and humorous meditations operate at the frontier between the virtual and the actual; perception and the imaginary. If the first two pieces — Both Sitting Duet (2002) and Quiet Dance (2005) — dealt mostly with the dancing gesture and systems of movement, Speaking Dance is primarily concerned with the verbal gesture. Throughout the piece, the two performers create a series of minute and complex rhythms with the use of banal words and speech acts. Proposing singular modalities of composition and of attitudes towards time, Burrows and Fargion then astutely work to modify, vary and recompose them, playing incessantly with the interaction and perception of time. The dance thus speaks to the spectator’s expectations, expanding a possible range of responses. These experimentations not only blur the musical and choreographic score, but explore temporal lapses that activate new perceptive mechanisms and leaps into the imaginary. As it take hold of speeds, ruptures and slowness, this meticulous spectacle of choreographed polyphony shapes an accumulation of meanings, a dispersion of language.

Embodying a thoughtful balance between rigor and casualness, banality and virtuosity, the performance shapes itself through a series of expressive acts. Filled with “linguistic gesticulations,” the choreography radically refigures what dance can be; its structure, essence and perhaps most importantly its mode of interaction with music. Rhythm, which emerges as the proportion of motion, re-imagines the manifold relations between dance and music. Opening possibilities for multiples ways of interacting, for an equal and fruitful dialogue, this play of rhythm across words and movements counters our assumption of the flow of time. Rhythm arises not as a formal alternating, but rather as an alternative organization of the dancing subject. What Speaking Dance thus proposes is a performative dancing body figuring itself via rhythmic gestures. Rhythm here speaks of dance as intimacy, friendship, temporality or absurdity; of dance as joyous mode of arrhythmia.

Hareket Atölyesi gururla sunar: aHHval

Deniz Polat

Bu yazıda size Hareket Atölyesi’ nin son oyunu olan Ahhval’ i tabii ki anlatmayacağım ancak bendeki izdüşümünden bahsedebilirim, çünkü bütün o tatlı sürprizleri ile kendi kişisel tarihinizde özgürce gezinin isterim. Bu toplumu oluşturan bireyler olarak ne çok ortak noktamız var ve acı tatlı anılarımız. Kültürel aktarımın kadınlar üzerinden devam ettiği geleneksel toplumlardan, medya egemenliğindeki küreselleşen şehir toplumlarına doğru evrilirken, yine kadınlardan oluşan bu topluluk bizlere bir ara yüz sunuyor. Nesillerden nesillere aktarılan gerçek öyküler ve bizi biz yapan geçmişimiz, yüzleştikçe, kabul ettikçe bugünümüzü ve yarınımızı gerçekleştireceğimizi hatırlatan gözler…
Read more

Yann Marussich’ten Sanatla Bilimin Buluştuğu “Bleu Remix”

Aylin Kalem

Cenevreli sanatçı Yann Marussich, daha önce pek çok kez Türkiye’de performans, atölye gerçekleştirmiş ve sanatsal işbirliğinde bulunmuş biri. 1999’da Türkiye’de Assos Festivali’nde Mustafa Kaplan, Filiz Sızanlı ve 13 çocuğun katıldığı, alkolizm ve intihar temalarını işlediği Dolmuş adlı bir performans, 2004’te “Otoportre Üzerinden Hareketin Dramaturjisi” konulu bir atölyenin ardındanMorsures adlı performansını gerçekleştirmişti. Vito Acconci’nin 1970 yapımı Applications adlı video performansı üzerine bir çeşitleme olan Morsures seyircilerle, geçmişteki sanatçılarla ve sanatçının kendisiyle sürekli bir diyalogu amaçlayan ve ısırıkların bedende bıraktığı izlerin şiirsel bir yaklaşımıydı.

Marussich’in performansları veya beden yerleştirmeleri dansı ve hareketi sorgulayan nitelikte. Durağan bir bedenin dans etmesi mümkün mü sorusuna Marussich evet diye cevap veriyor. Seyirciye hazır bir hareket sunmaktansa duran bir bedenin yüzeyindeki hareketi, seyircinin kendisi için bulmasını yeğliyor. Dolayısıyla, performansları bedenin çeşitli durumlarda ve konumlarda canlı bir heykel olarak gösteri-dışı bir çizgide var olması üzerine. Read more

Annika Krump, Palma Kunkel Nam-ı Diğer “Lalu” yu Sunar…

Deniz Polat

Christian Morgenstern, 1871-1914, Alman kültüründe az rastlanan bir “nonsense”, anlamsız şiirler üstadı ve performansçımız Annika Krump onun “Galgenlieder” kitapçığından seçtiği şiirleri yorumlayarak düşsel bir atmosfer yaratıyor. İnternet ortamında şiirlerin İngilizce tercümelerini bulmak mümkün, Annika Krump’un yarattığı işse oldukça girift. Nedeni Alman kültürünün tüm birikimini ters yüz ederek günümüze uyarlaması. Onun işinin derinliğini anlamak için Alman eğitiminin ve dilinin kıvrımlarından geçmiş olmak hayli önemli. Tabii ki müzikal kültürünün de… Klasik batı müziğinin temellerini yaratan bu kültür, aynı zamanda acımasız eleştirinin, sinik bir mizah anlayışının ve bunun sahnede ve çağdaş müzikte “sprechstimme” (konuşma sesiyle müzikal oyunlar, olarak tercüme edebilirim) denen bir üslupla işlenişinin de mucidi. Sahne dünyasında iyi bilinen Brecht’in Üç Kuruşluk Opera’sındaki müzikal ve sözel dinamizmi düşünün. Read more

Müziğin Hafifliği

Thierry de Mey’den “Light Music”

Aylin Kalem

Besteci ve film yönetmeni Thierry de Mey özellikle Anne Teresa de Keersmaeker’in Rosas danst Rosas adlı çalışmasının film versiyonunun yönetmeni ve bestecisi olarak dans camiasında biliniyor. De Keersmaeker dışında Wim Vandekeybus ve kardeşi Michèle Anne de Mey’in çalışmalarına da katkıda bulunmuş minimal yaklaşımıyla dikkat çeken bir sanatçı.

“Light Music” harekete duyarlı teknolojiler sayesinde bilgisayar yoluyla üretilen görsel bir müzik performansı. Hızölçerler sayesinde hareket ses üretirken aynı zamanda da hareketi işlenmiş görsel malzeme olarak görebiliyoruz. Bedenin sese ve görsele entegre edilmesi fikri 60lardaki performans sanatı işlerini de hatırlatıyor. Jackson Pollock’ın “action painting”leri gibi jestlerinin izlerini görsel malzemeye bırakıyor.

“Light Music”te hareket arayüze dönüşüyor. Hareketin detaylı ölçümü sayesinde basit bir hareket değişimi sessel olarak büyük farklar yaratabiliyor. Duyular arası ilişkinin de altı çiziliyor. Beden hareketi yoluyla ses ve görsel malzeme arasında doğrudan ilişki kuruluyor: görerek duymak ya da duyarak görmek arasındaki oyunsallık vurgulanıyor.

“Light” ingilizcede hem ışık hem de hafif anlamına da geldiğinden müziğin herhangi bir müzik enstrümanıyla değil sadece bilgisayar yoluyla üretildiğine de atıfta bulunuyor. Müzik ışıkla üretiliyor, görsele çevrilerek hafifletiliyor.

Nasıl bir orkestra şefinin el, kol ve üst-beden jestleri orkestra üyelerinin enstrümanlarını çalmalarında yol göstererek bir müziğin oluşmasını sağlıyorsa, burada da yine jest bu kez bilgisayardan ses üretilmesine neden oluyor. Bir yandan sahnede bulunan beden bir orkestra şefine benzetilebileceği gibi diğer taraftan da müziğini icra eden bir solo müzik performansçısı olarak da algılanabiliyor.

Bu çalışma ilk elektronik müzik aleti olarak kabul edilen 1919 tarihli teremin’i de hatırlatıyor. Manyetik alan oluşturarak icracının boşlukta elini gezdirmesiyle oluşan ses… Ya da 80’lerde bilgisayar yoluyla hareketin algılanarak üretildiği müzik sistemi olan David Rokeby’nin VNS (Very Nervous System) adlı enstalasyonu… “Light Music” ise hareketi ışıkla algılayıp görsele dönüştürerek müziği oluşturmasıyla pek çok seviyede anlam üretiyor.

İmajlar hareketin sürecinde bir derinlik de sunuyor. İmajlar sese bağlı olarak karanlıkta yavaşça yok olurken her yeni ses/jestin gelişiyle ortaya çıkan net imajlar görsel malzemeye de zamansallık katıyor. Ses görsel yolla uzayda mekân oluşturuyor.

Thierry de Mey “SILENCE” kelimesini oluşturan harfleri de jestlerle çizerek sanki sesi sessizlikte de algılamayı öneriyor. En sonunda ise Nietzsche’nin bir sözünü el hareketleriyle adeta dilsiz alfabesi gibi resmederken bunun görsel karşılığını da dramatik bir jest olarak projeksiyonda görüyoruz. You need chaos in your soul to give birth to a dancing star (Dans eden bir yıldız oluşturmak için ruhunda kaos olması gerekir) sözüyle performans sona eriyor.