Skip to content

Posts from the ‘Yazılar / Texts’ Category

Adva Zakai ‘Less is More’

Handan Ergiydiren Özer

Hem dansçı hem gösterimci olan Adva Zakai, bu iki yapıtında, insanın kendisi olabilme, kendi gibi davranabilme olanaklarını sorguluyor. Öncel bir planlama ve kurgusallık içeren gösterim pratiğinde, seyirci karşısında ‘kendi’ olmak, birisi için ne kadar mümkün, olmaya kalkılsa da bu ne kadar samimi ya da içten olabilir? Kişinin sahne üzerinde kendi içinde, yeni yeni kendilikler bulması, onlara rastlaması, olası kendiyle karşılaşmasının şaşkınlığı ve bunun da kendisi olduğuna ısrar etmesi Zakai’nin bedeninden sıcak ve gülümseten bir maceraya dönüşüyor. Read more

aKabı nihayet İstanbul’da sahneleniyor…

Aylin Kalem

Türkiye’deki çağdaş dansın öncü ismi Aydın Teker’in aKabı adlı uluslararası ortak yapımı 2005 yılından beri Avrupa’nın çeşitli festivallerinde sergileniyor, Türkiye’den bir çağdaş dans örneği olarak ilgiyle kabul görüyor. Türk seyircisi ise nihayet iki yıl gecikmeli olarak bu çalışmayı izleme fırsatını 23 ve 24 Eylül’de yakalayacak. aKabı Bimeras Kültür Vakfı’nın düzenlediği iDANS çağdaş dans ‘solo’ festivalinin açılış gösterisi olarak programda yer alıyor.

aKabı’nın yapımı Bimeras (İstanbul), Alkantara (Lizbon) ve Spielzeiteuropa Berliner Festspiele (Berlin) işbirliğiyle gerçekleştirildi. Provalar yaklaşık iki yıl sürdü. Aydın Teker dansçılarıyla bir tür laboratuar niteliğinde bir çalışma süreci yaşadı. Teker, öncelikle üretim sürecine ortaya bir sorun koyarak başladı ve bundan sonra da birlikte bu sorunla başa çıkma yöntemleri geliştirdiler.aKabı’nın temelini bu sorun oluşturuyor: Yüksek ve alışılmışın dışında şekillenmiş platformda ayakkabılar. Değil hareket etmek üzerinde durabilmenin bile güç olduğu bu ayakkabılar dansçıları oldukça zorlamış: bu ayakkabılar protez niteliğinde eklemlenmişler, dansçıların kasları bu ağır uzuvlarla biçim değiştirmiş, bedenlerinin algısı değişmiş, fiziksel ve duygusal olarak çöküş yaşanmış ve ortaya oldukça ‘garip’, ‘yabancı’ hareket tekniği olan yaratıklar çıkmış.  Read more

Felsefi bir Dans: “a mysterious Thing said e.e.cummings”

Ayrin Ersöz

“Mantero koreograflığa başladığından bu yana kafasında sürekli olarak tekrarladığı soru şuydu: Yaşam karşısında anlamlı bir şekilde sahici duran bir dans eseri yaratmak nasıl mümkün olabilir? Bu soruya verdiği yanıtlar Mantero’yu “felsefi” olarak tanımlamayı sevdiği dansa götürmüştür.”[1]Dansın özüne, tekniğe ve stile dayalı hareketi yerleştiren modern dansa karşı Avrupa’da özellikle 1980’lerden sonra dansı, gösterişe dayalı unsurlarından arındırmak isteyen bazı bağımsız dansçıların öncülüğünde başlayan tekbenci, daha az harekete dayanan, daha dingin ve hızı önemsemeyen yeni ifade biçimleri arayan, bedeni dilsel malzeme sayan, siyasal önerilerde bulunan ve ideal beden yerine ‘açık beden’i sunan indirgemeci yaklaşımın temsilcilerinden olan Vera Mantero 90’lı yılların önemli koreograflarındandır. 1996 yılında Josephine Baker’den esinlenen 20 dakikalık bir solo yapması için aldığı davet üzerine gerçekleştirdiği “a mysterious Thing said e.e.cummings” Portekizli dansçı, koreograf ve performansçı Mantero’nun uluslararası üne sahip eserlerindendir. 1920’li ve 30’lu yılların Fransa’sında çok ünlenmiş olan Afrika kökenli ‘siyahi’ Amerikalı performansçı Josephine Baker’ın ikonikleşen imgesinin yeniden tasarlanması üzerine inşa edilen bu eser Avrupa’nın sömürgeci, ırkçı geçmişine ve bugününe bu yeniden imgeleştirme üzerinden verilen eleştirel bir karşılıktır. Kendi sömürge halklarını uygarlaştıracak en uygun politikanın onları Fransızlaştırmak olduğu öne sürülen 1920’ler Fransa’sında çalışan Amerikalı ‘zenci’ şarkıcı, müzisyen ve dansçılar, renkli tenli ‘primitif’ insanların da ‘renk’lerini koruyarak Batı uygarlığına uyum sağlayabilme kapasitesine sahip olabileceğini kanıtlayan örnekler olarak görülürler. Paris’te negrofili hummasının yaygınlaştığı ve primitivizmin dönemin artistik modası olduğu bu yıllarda e.e. cummings Baker için bu eserin adına kaynaklık eden “…a mysteriously unkillable Something, equally non-primitive and uncivilized, or beyond time in the sense that emotion is beyond arithmetic.”[2] ifadesini kullanır. Read more

Buto ve Tadashi Endo

 Ayşın Candan

Buto, Japoncada “yer dansı” anlamına gelen bir sözcük. Japonya’nın dışında de giderek sıkça karşılaşılan bu avantgarde gösterimi Japon tiyatrosunun geleneksel türleriyle karıştırmamak gerekiyor. Her ne kadar klasik No ile daha yakın dönemlerde, 17. yüzyıl burjuvazisinin Kabuki’sinden pek çok şey ödünç almış olsa da Buto, çağımızın bir ürünü.

İlk buto öreği 1959’da türün yaratıcısı olarak bilinen Hijikata’nın (1928-1988) imzasıyla icra edilmiş. Hijikata’nın daha sonraları birlikte çalıştığı Kazuo Ohno (d. 1906) türün gelişimine kendine özgü katkılarda bulunmuş. Hijikata’nın ilk dansları grotesk ve karanlıktı, cinsel sapkınlık içeriyordu. Ona karşılık Ohno daha tinsel ağırlıklı, “havadar”, ışığa ve aydınlığa yönelen bir biçem geliştirdi. Bugün Batı’nın büyük kentlerinde, ABD’de dans ve tiyatro okullarında Japonya’da olduğundan daha geniş çaplı bir uygulama alanı bulan buto’nun bü yüzden iki farklı yönelimi var. Hijikata’nın daha karalık biçemi ile Kazuo Ohno’nun yaratıcı sentezlere açık anlayışı daha sonraki kuşak üzerinde etkili oluyor. Buto’nun düşünsel art alanında gerçeküstücülük, Genet, Artaud, de Sade gibi okumalar, ünlü Japon ozan Mishima’nın etkileri vardır. Dışavurumcu Alman dansı, Mary Wigman ‘ın deneyleri, Chi-Kung, Tai-Chi gibi disiplinler de buto yaratıcılarının esinlendikleri alanlardır. Read more

Bedenin Hafızası – Arşiv olarak beden: Shirtologie (Jérôme Bel)

Gurur Ertem

“Herkes tişört çıkarabilir. Üstelik, komik bile değil!”

Kibirli bir seyirci,

Royal Opera House Clore Stüdyosu, Londra

Jérôme Bel Shirtologie’ de kimi diğer işlerinde olduğu gibi “ad koymanın” kudreti ile her tarafa yayılmışlığı ve çeşitli sözdizimsel oyunlar üzrerinde ısrar ediyor. Dilin bedeni oluşturan diğer organik, anatomik, duyusal olan unsurlar kadar bedene nüfuz etmiş olan ve dolayısıyla maddeselliğine katkıda bulunan bir gerçeklik olduğunu öneriyor.

Shirtologie beden ve dilin birbirleriyle içiçe geçerek öznelliği nasıl oluşturduğunu gösteriyor. “Dansçı” Frédéric Seguette, bir striptizci edasıyla sessiz ve davetkâr, üç bölüme ayrılmış bu yirmibeş dakikalık solo boyunca üzerinde çeşitli logolar, sloganlar ve reklamlar bulunan kat kat tişörtü lahana soyar gibi bir bir çıkarıyor. Toplumsal hafıza ile kişisel tarihçenin kesişim noktasının “vücut bulduğu” bu soloda, dansçının bedeni çok katmanlı bir “yazıtlar yüzeyinin” mürsel mecazı olarak ortaya çıkıyor. Foucault’nun bedeni “olguların [kazınarak] yazıldığı (dil tarafından izi sürülen ve fikirlerle kovalanılan bir yüzey, ayrışık (özsel bir bütünlük illüzyonunu benimseyen) bir benliğin zemini ve daimi bir çözünme içersinde bulunan bir hacim olarak tasvirini hatırlatıyor.[1] Read more

Ziya Azazi, Modern Zamanlar Dervişi…

Deniz Polat

Yeşil Üzümler Dans Tiyatrosu’nun 90’ larda, kendi yağında kavrularak yarattığı, parça pinçik ama nar kadar bereketli işlerinden hatırlarsınız, Ziya’ yı. Dedesinin anlattığı masaldan arta kalanı, bizlerle, unuttuğumuz yakın geçmişimizin Arapçasını şaklatarak paylaştığını, Antakya nın o kendine özgü sıcaklığıyla ışıldayarak hareket edişini…

Üzerinden uzun zaman geçti, dansa gönül vermiş bir salkımın üzümleri etrafa saçılalı, her biri kendince yola koyulmuştu, önlenemez bir dürtüyle… Ziya’nın kabına sığmayan enerjisi onu Viyana’ ya oradan da, zamanımızın ustaları neredeyse oraya sürükledi. İsmael Ivo ve Jan Fabre bildiğim kadarıyla en çok etkilendiği ve beraber çalışmaktan keyif aldığı sanatçılardı.

Çağdaş dansta, kendine güçlü bir teknik geliştirdi. Güvendiğiniz, bilinmeyen denizlere açılabileceğiniz sağlamlıkta, esneklikte bir bedene sahip olmak, kolay değil. Eş değerde, bir Antakya’ lı için gurbette yaşamak da kolay değil. Azazi’ nin içindeki özlem, yalnızlık, onu kişisel yolculuğunda kendiyle buluşmaya ve içinde her daim dostu olacak yeni bir Ziya yaratmaya itti. Read more

Sunum-Performans: Xavier Le Roy, Ivana Müller ve Tarek Halaby

Aylin Kalem

70’li yıllarda dans/performans alanında üründen ziyade yaratım sürecini gösterme fikri oldukça revaçtaydı. Yvonne Rainer’inContinuous Project – Altered Daily adlı projesi, sahnede bitmiş bir ürün sergilemektense sadece yaratım sürecine odaklı, halka açık yerlerde sunulan ve hiç bir zaman bitmeyecek bir prova sürecinden oluşuyordu. Rainer, genel olarak bir projenin çoğu zamanının provalardan oluştuğunu öne sürerek izleyiciyle bu dilimi paylaşmanın daha mantıklı olduğu görüşündeydi. Sonuçlanmış bir iş yerine süreci paylaşmayı öneriyordu. Şimdiyse, özellikle son yıllarda “sunum-performans” kavramı koreograflar arasında ilgi çekmeye başladı. Bu tür performanslarda, ne sonuç, ne de yaratım süreci sunuluyor. Bunların yerine projenin başlangıç aşamasını oluşturan kavramsal tasarımını belirleyecek bir süreç paylaşılıyor izleyicilerle. İçinde koreografik bir tasarımı barındırabilecek bir sanallık anlayışıyla kurgu ve gerçeklik arasında sınırda dolaşan bir anlatı ortaya çıkıyor. Burada koreograf, kendi biyografisiyle, koreograf kimliğiyle ve izleyiciyle olan iletişimiyle hesaplaşıyor. Teorik alıştırmayı öne çıkararak sosyal, kültürel, tarihi ve bilimsel açılardan bedeni sorguluyor; bir konferans sunumu veya stand-up şeklinde tasarlanmış bir kurguyla alışılmış gösteri anlayışına meydan okuyor. Read more