Skip to content

Posts from the ‘Söyleşi / Interview’ Category

Can You Tell the Story of Romeo and Juliet?

Can You Tell the Story of Romeo and Juliet?

Gurur Ertem interviews Kelly Copper of Nature Theater of Oklahoma.

With their humorous reinvention of Romeo and Juliet, The New York based theater troupe Nature Theater of Oklahoma picks up from the last edition of iDANS which explored temporality in the arts, and brings us to the festival’s current focus. The work will be performed on October 10th and 11th atIstanbul State Theater’s Tekel Stage in Uskudar at 20:30.

In this delightful remake/retake of a classic on love which reintroduces theater an imaginative and dynamic concept of text, Nature Theater of Oklahoma displays a theater of theatrics, an interpretation of an interpretation, inquiring into the narrative construction of life, love, and the self as well as exposing the creativity involved in lightening up the blind alleys of memory.

Kelly Copper, who directs the company with her partner Pavol Liska, answers my questions concerning the trajectory of their career and their art.

Read more

Martine Pisani’nin Koreografik Evreni

Gurur Ertem

2006 yılında iDANS’ın tanıtımı niteliğindeki İstanbulReconnects etkinliklerine katılan Fransız koreograf Martine Pisani, festivalde bu kez sans adlı eseriyle yer alıyor.

Pisani, 2000 yılında Théo Kooijman, Laurent Pichaud ve Olivier Schram ile birlikte yarattığı ince bir espri anlayışı taşıyan eserisans’da, yine oyun oynamayı seven fakat gösteriş ve yapmacıklıktan kaçınan bir tavrı benimsiyor. Durağan ve boş bir sahnedeki üç adam, sürüp giden bir sekmenin insafına kalmış gibi görünüyor.

Martine Pisani, temsilin hileli yollarına başvurmaktansa sahnedeki varoluşun farklı kalitelerine dikkat çeken bir koreograftır. Sahnede somut eylemler önerip aralarında bağlar kurarken anlamlı kalmalarına da dikkat ederek dansın samimi şiirine dair özgün bir dil ve duruş benimsemiştir. David Gordon, Yvonne Rainer ve Odile Duboc gibi sanatçılarla yaşadığı verimli karşılaşmalardan ve Marsilyalı Dunes topluluğuyla çalıştıktan sonra, 80’lerde kendi kendini dansçı olarak yetiştiren Pisani, 90’lı yılların başında kendi grubunu oluşturdu ve çalışmalarını koreograf olarak sürdürdü. Çalışma süreci birtakım yankı ve sekmeler barındırır. Daha önceki bir adımda potansiyeli yeterince araştırılmayan bir noktayı bir sonraki adımında irdeler. Düşünmenin de bir çeşit eylem olduğu önermesini benimseyen sanatçı, oyun oynamanın zihin ve bedeni harekete geçirmedeki önemini göz önünde bulundururken anlamın açık uçlu kalması için gereken mesafeyi araştırır. Oyun oynamanın bazen bazı şeyleri ciddiye almak demek olduğunun farkındadır.  Read more

Martine Pisani’s Choreographic Universe

Gurur Ertem

Martine Pisani, who had participated in the IstanbulREconnects Program which was conceived as the launching of iDANS in 2006, returns to the festival with sans – a subtly humorous male trio created in 2000 with the participation of Théo Kooijman, Laurent Pichaud and Olivier Schram. With this work, Pisani once again delves into a playful and unpretentious encounter. On a still and empty stage, the three men appear at the mercy of constant rebounds. Their story is quite droll: amidst withdrawals, hesitations and faux pas, they seem to be facing up to a chain of ruptures.

I had seen Martine Pisani’s work sans in New York for the first time as part of the 2006/2007 program called “Fused” (French U.S Exchange in Dance). I remember that the whole audience, including the legendary ballet dancer Mikhail Baryshnikov, laughed into tears. It is difficult if not impossible to translate verbal jokes, jokes based on language. In a way, they set one group apart from another. A joke tried to be told in a different language is no longer funny. However, bodily humor can travel more easily and is more accessible.sans is one of the best examples to the connectivity of bodily humor.

Martine Pisani, answered my questions concerning sans and her general approach to choreography.

Read more

Aydın Teker ile aKabı sürecine ilişkin…

Aylin Kalem

(Bu röportaj Aydın Teker ile aKabı’nın dünya prömiyerinden önce Ekim 2005’te gerçekleştirildi.)A.K: aKabı’nın Berlin’e varan süreci nasıl başladı?aKabı iki buçuk yıldır süren bir proje. Yoğunluk’u Zürih’te Theater Spektakel’de dansettik ve Özel Ödül’e layık görüldü. Orada benden kısa başka bir iş sunmamı istediler. Ben de onlara hala üzerinde çalıştığım bir iş olduğunu, henüz bitmediğini ve ancak yarım saatini sunabileceğimi söyledim. Bu çalışma aşamasının bir video kaydını gönderdim. Hemen arkasından bir telefon geldi, biz kesinlikle bu işe yer vermek istiyoruz diye. Türkiye’ye kendi ışıkçılarını gönderdiler. Birlikte çalıştık. Sonra biz oraya gittik. Böylece Bern kentinde gerçekleştirilen bir manifesto dahilinde aKabı bitmemiş bir iş olarak oynandı. O sırada Berlin Festspiele’yi düzenleyen kişi de bu gösteriyi izleyenler arasındaymış. Gösteriden hemen sonra Berlin’e davet aldık. Ayrıca bize destek de verdiler. Read more

Tarek Halaby – Bunu sırf dansçı olduğum için dans yoluyla mı söylemek zorundayım?[*]

Tarek, Yeni Dünyayı Eski Dünyayla’yla takas ettin. Bir dansçı olarak mesela, Amerika Birleşik Devletlerinde yapamaycağın şeyleri burada [Belçika] yapabiliyor musun?

Kesinlikle. Amerika’da olanaklar sınırlı. Tabii ki, P.A.R.T.S gibi koruyucu ve imkanları bol bir ortamda çalışmak gibi bir şansım oldu. Ama burada mentalite de farklı. İnsanların buradaki bakış açıları da farklı, genç sanatçılara daha fazla önem veriyorlar. Özellikle de modern dans alanında seyirci daha katılımcı. Ayrıca, New York’ta hayatta kalmaya çalışmakla meşgul oluyorsun. Suyun yüzeyinde kalmak için – o şehirdeki herkes gibi – o kadar fazla performans yapıyorsun ki… O zamanlar yazları sık sık Brüksel’e geliyordum ve burada daha rahat bir tempoyla çalışabileceğim farklı bir atmosfer hissetmiştim. Burada dansçı olarak yaşayabileceğimi ve üretebileceğimi anlamıştım ki en önemlisi de bu. Read more

Ayşe Orhon – Tekrar Edebilir Misin?

Ayşe Orhon’un iDANS Festivali kapsamında, 30 Eylül’de Garajistanbul’da sergileyeceği Tekrar Edebilir Misin‘den yola çıkarak, Gurur Ertem ile bir e-Söyleşisi…

15 Eylül 2007

Festivalde yer alan Tekrar Edebilir misin?’in çıkış noktası nedir?


Tam çıkış noktasını ben de kestiremiyorum şimdi. 1 senedir düzenli olarak stüdyoda tek başıma çalışmaya vakit ayırıyorum. Şubat’ta o çalışmaların içinden “İsimsiz” koptu, Performans Zamanı kapsamında Galata Perform’da gösterdim. “Tekrar Edebilir misin?” yine aynı çalışma sürecinde, Almanya’da kollektif bir çalışma için davet edildiğim Mousonturm’da şekillenmeye başladı. Aslında aynı konu etrafında oluşan, ve ondan kopan uydular bu işler benim için. Konu da kendi kendime çalışmak, iz bırakma-bırakmama, içerisi-dışarısı, yaratma eylemi/süreci, dil… Read more

Özlem Alkış ile Neverland Üzerine…

Özlem Alkış’ın iDANS Festivali kapsamında, 27/28 Eylül’de Garajistanbul’da sergileyeceği Neverland’den yola çıkan, Gurur Ertem ile bir e-Söyleşisi…

14 Eylül, 2007

Neverland’in çıkış noktasından kısaca bahseder misin?

2006 Ocak ayında otoportre çalışmaya başladım. Onun öncesinde farklı alanlarda “kendi”lik imgesi üstüne çalışıyordum zaten. Otoportre konusunu nasıl ele alacağımı düşünürken, kendimi güvende hissettiğim veya yabancıladığım, uzağında durduğum ya da gözardı ettiğim durumlar ve ifade biçimleri üstüne düşünmeye başladım. Bunlar iki noktada toplandı: Melankoli ve dışa vurumculuk… Farklı disiplinlerden malzemeler araştırdım. Özellikle edebiyat ve resim alanlarında…
Taureau-otoportre arayışında, bu malzemelerden ilham alarak oluştu. 9 dakikalık bir koreografi çalışması olan Taureau¹, ellere odaklanarak, ellerden başlayan hareketin zaman ve mekanı nasıl biçimlendirdiği ve jestten postüre geçiş üzerine hareket araştırması idi.
İstanbul’da sergilenen “II.Bölüm”de ise Taureau ile oluşan dili bu sefer objeler ile ilişkilendirdim. İstanbul’a taşınma, “yerleşme” kararı aldığım bir dönemde II.Bölüm, aynı zamanda geçiş dönemi ve bir eskiz çalışması olarak biçimlendi. Bu sayede de Neverland²’in oluşmasına imkan sağladı. Bu projenin nerede geçtiğini anladıktan sonra ki bu çok uzun zaman sonra oldu, kendimi ona bırakacak güveni hissettim. Bir üçüncü ve son katman olarak çocukluğumun önemli bir parçası olan müzikaller, sessiz filmler, masallar (Alice Harikalar Diyarında, Peter Pan), Borges’in Olağanüstü masalları…vb. çalışma sürecine eşlik etti.

¹Boğa burcu
²Peter Pan’ın kurmaca adası, düşler ülkesi Read more