Skip to content

Erratic Moves from the Borderland: Contextualizing the Independent Contemporary Dance Art Scene in Turkey

Gurur Ertem

Working paper presented at the Body-Double project (by the Blob), MDT Stockholm

 

A body of hybrid practices that self-identify as contemporary dance appeared in the late 1990s and 2000s in Turkey. Until then, dance as an art form was identified mainly with classical ballet or highly stylized spectacular forms of folk dances, which were more amenable to political instrumentalization for constructing and expressing the modern national identity. That is, contemporary dance in Turkey is a relatively young and small art field. Although there are some obvious mutual influences among people who work together, the productions are as diverse as the individuals who create them. There is no overarching aesthetic approach or an identifying trait that is “Turkish” about the works. Granted that, they are still the products of their local circumstances marked often by inventive solutions to deal with scarce financial, structural, and intellectual resources.

Read more

Advertisements

Dolap’tan We Need to Move Urgently/Acilen Hareket Etmemiz Lazım’a: Filiz Sızanlı ve Mustafa Kaplan ile Söyleşi

Ceren Can Aydın

18 Mart 2015

Taldans’ın kurucuları, dansçıları Filiz Sızanlı ve Mustafa Kaplan ile 4 Mart’da Salt Galata’da sergiledikleri en eski, en uzun soluklu koreografilerinden biri Dolap ve 31 Mart- 1 Nisan tarihlerinde Moda Sahnesi’nde sergilenecek olan en son işleri We Need to Move Urgently/Acilen Hareket Etmemiz Lazım üzerine konuştuk. Filiz’in Eskişehir, Mustafa’nın Bomonti ve benim Beyoğlu’ndaki evimden ‘bağlandığımız’ Skype söyleşisi yer yer bağlantı sorunları kimi zaman da Filiz’in kızı Dea’nın müdehaleleri nedeniyle kesintiye uğrasa da yaklaşık 50 dakika süren sohbeti, daha sonra devamını getirmemiz gerektiğine karar vererek bitirdik. Read more

“Performans, Beden ve Kamusal Alan: Duranadamın Açtığı Perspektifler” – Fransız Kültür Merkezi (27 Ocak 2014)

Gurur Ertem

Gezi Direnişi ve Bedenin Siyaseti: Bir Dansçı Hareketsizleştiğinde Tarihe Dikkat Kesilin[1]

Bu buluşmayı mümkün kılan kişilere, kurum, oluşum ve durumlara teşekkür ediyorum. Gezi olaylarında hayatını kaybedenleri, yaralananları saygıyla anıyorum. Gezi’yi mevcut post-siyasal düzenin sarsılışının başlangıcı ve her türlü karşı görüşü ve muhalefeti bastıran, kriminalize eden, yok sayan ve değersizleştiren; siyaseti çoğunluğun iktidarı ve hemfikirlik olarak gören; neo-liberal, ataerkil, çoğunlukçu bir anlayış ortamında siyasal olanın yeniden doğuşu olarak görüyorum. 

Burada buluşmamızın konusuyla ilgili üç pencere açmak istiyorum.

1)    Beden ve protesto

2)    Gezi’nin dansı: düşme ve kalkma

3)    Durağan-eylem Read more

Gezi İsyanı ve Bedensel Siyaset: Bir dansçı hareketsizleştiğinde tarihe dikkat kesilin![1]

Gurur Ertem

İngilizceden çeviri: Funda Özokçu

Hayal et, ama yapma, sol ayağınla bir adım atmak üzere olduğunu hayal et. Ne fark etti? Ayakta durmaya devam…Hayal et, ama yapma, sol ayağınla bir adım atmak üzere olduğunu hayal et. Ne fark etti? Ayakta durmaya devam…Hayal et, ama yapma,  sağ ayağınla bir adım atmak üzere olduğunu hayal et… Sol ayağınla… Sağ ayağınla… Sol, sağ, sol… Ayakta dur.…Yavaşça bedeninin aşağı doğru düşmesine izin ver… İstençli bir düşüş için serbest kalmasına izin ver. Nefes al, ellerin yerde çömel, boynun rahat… Bu duruşta rahatlayabiliyor musun bir bak… Şimdi kalk.

Steve Paxton. The Small Dance, The Stand (1977)

I

Mayıs 2013 sonunda başlayıp modern Türkiye’de daha önce eşi benzeri görülmemiş büyüklükte[2] bir sivil başkaldırıya tekabül eden Gezi İsyanı yalnızca toplumsal eylemlerin değil tüm siyaset alanının bedensel boyutunu güçlü bir şekilde ortaya koydu.

Gezi Parkı olaylarının önünü açan şey kamuya ait kent alanlarının şahsi ve ticari çıkarlar uğruna kullanılarak suistimal edilmesi üzerine yükselen hoşnutsuzluğun doruk noktasına ulaşması; Adalet ve Kalkınma Partisi’nin dozu gittikçe artan otoriter, pederşahi tutumu ve ifade özgürlüğünün ihlal edilmesiydi. Mayıs’ın son günlerinde polisin Gezi Parkı’nda çadır kuran çevre aktivistlerine yönelen gaddarlığı milyonlarca insanı sokaklara çıkaran son damla oldu. Read more

Gezi Uprising and Corporeal Politics: Watch out history when a dancer goes still! [1]

Gurur Ertem 

“Imagine, but don’t do it, imagine that you are about to take a step forward with your left foot. What is the difference? Back to standing…

Imagine but don’t do it, imagine that you are about to do a step with your left foot. What is the difference? Back to standing…

Imagine but don’t do it, imagine that you are about to take a step with your right foot… your left foot… your right… your left, right, left…… standing.

…Slowly let your body collapse into a squat… release into a voluntary fall. Breathe, squatting with hands on the floor, neck relaxed… see if you can relax in this position… and come up.”

Steve Paxton. The Small Dance, The Stand (1977)

I

Gezi Uprising, the unprecedentedly large[2] civil uprising in modern Turkey that broke out at the end of May 2013, powerfully manifested the corporeal dimension not only of social protests but the bodily precondition of politics in general.

What paved the way for Gezi Park events were the culmination of discontentment with the appropriation and exploitation of urban public spaces upon the interests of private gain; the increasing authoritarianism and paternalism of the ruling Justice and Development Party; and the continual infringement of the freedom of speech. Police brutality against environmentalists who had set up camp at Gezi Park to protest the demolishment of trees for the implementation of a dubious, unlawful construction plan imposed by the government was the last drop that incited millions of people to the streets.

Against the backdrop of the post-political neo-liberal order governed by some kind of “majoritarian democracy”, Gezi Uprising presented the rebirth of the “political”[3]. Read more

Anne Teresa De Keersmaeker ile Rosas dans Rosas Üzerine Söyleşi // Haziran 2013 XOXO Mag

Söyleşi: Funda Özokçu

İstanbul’a ilk eserlerinizden biri olan Rosas danst Rosas ile geliyorsunuz. Seçiminizin özel bir nedeni var mı, bu eserinizin erken dönem eserleriniz arasındaki yeri nedir?

Rosas danst Rosas ve ilk eserlerim arasında yer alan Fase 30 yılı aşkın süredir sahnelenmekte, bu ikisi kadar süreklilik göstermese de Bartok ve Elena’s Aria’yı da bu çerçevede sayabilirim. Aslında kendi kendime nasıl koreografi yapacağımı öğrettiğim, hepsi de kadın dansçılar tarafından icra edilen erken dönem eserlerim, ama özellikle de Rosas danst Rosas, daha sonra bütün koreografilerime nüfuz edecek olan temaları içeriyor. Read more

Biçimlendirme ve Biçimsizleştirme: muhafaza-şekillendirme-dönüşüm

Damla Ekin Tokel

20 Ekim akşamı, iDANS’la dolu yorucu bir günün ardından, sabahki “Çağdaş Dans Eğitiminde Alternatif Pedagojiler ve Modeller” toplantısında üretilen söylemler hakkında kafası karışık, tartışmaların nereye vardığını sorgulamaya devam eden katılımcılardan, Amsterdam’daki School of New Dance Development’ın artistik direktörü Gabriel Smeets sohbet sırasında bir soru yöneltti: “Peki, bugün ne oldu?” Read more